İzmir-Ankara arası etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İzmir-Ankara arası etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Kasım 2010 Cumartesi

Köyden Gelenler



Biberler ekrandan fırlayacakmış gibi görünüyorlar. Çoğunu temizleyip derin dondurucuya kaldırdım.

Özen ve Özden hanım ilkokulunuzu tanıdınız mı?
Bu fotoğrafları Kertme Köyünün internet sayfasından buldum.


Kız kuzum bayram tatilini geçirmek üzere Samsun'a gitmişti. Anneanne ve dedesi, dayıları, teyzeleri (kıskanıyorum resmen) yaz mevsimi ve özel günlerde Kertme köyünde yaşıyorlar. Hayriye Hanım (anneanne) tereyağını, çökeleğini, pekmezini kendi yapıyor. Sebzelerin bir kısmını kendi bahçelerinde yetiştiriyorlar. Bu sabah oradan kuzumla birlikte neler neler geldi. Uzun zamandır Kertme köyü tereyağını kullanıyorum. Nasıl bir lezzet nasıl bir saflık...Pekmez de bir harika. Ya çökelek( sabah ilk işim bolca bahçe biberi doğrayarak yumurtalı çökelek yapmak oldu) ona ne desem ki. Çökeleği sürekli yiyecek kadar seviyorum. Özden hanımcım (teyze) balkabağı, biber, pazı, karalahana göndermiş. Üstelik balkabağının kabukları soyulup dilimlenmiş. Mısır unu, fındık ve yarmayı unutmamalıyım.
Bu kadar temiz bu kadar kaliteli ürünlerin fiyatları da komik denecek kadar ucuz. Diğer ülkelerin yöresel ürünleri tüm dünyada tanıtılırken, tüm dünyaca tanınırken biz kendi köylerimizin ürünlerini bile bilmiyoruz.  
Yumurtalı çökeleği yaptıktan sonra, balkabağını tatlı olarak pişirdim. Bu kez daha önce yaptığım balkabağı tatlılarından kalan şerbetleri kullandım. Hem şerbetler değerlenmiş oldu, hem de içinde bıraktığım tarçın çubuğu, karanfil ve zencefil sayesinde aroması kuvvetli oldu. Böylece şekeri de çok az kullandım. Şerbetleri tepsideki kabakların üzerine döktüm. En üstüne de toz şekeri gezdirdim. Bir çubuk tarçın, taze zencefil, beş adet karanfil ve ilk kez muskat rendesi ekledim. Elmalı tarçınlı sütlaçtan sonra muskatı sıkça kullanır oldum. Beş dakika kaynattıktan sonra, 170 derece ısıtılmış fırında 35 dakika pişirdim. Kabak o kadar lezzetli ki dış kabuklarını atmaya kıyamadım. Çorbada kullanmak üzere derin dondurucuya kaldırdım.
Herşey için çok teşekkür ediyorum sizlere. Böyle güzel, güvenilir köy tereyağını yıllardır yememiştim. Ellerinize emeklerinize sağlık Hayriye ve Özden hanımcım. 
Temizlenerek gönderilmesine rağmen yine gördüğünüz gibi 494 gram fire verdi. Çorbalık kabak olarak derin
dondurucuya kaldırdım.


11 Kasım 2010 Perşembe

Mutfak Kolajım

29 Ekim 2010 Cuma




                                Hep Bizimlesin...


21 Ekim 2010 Perşembe

Örgülerim

Örgü örmek ayrı bir tutku benim için. Son iki kış deli gibi, neler ördüm akıllara durgunluk. Hepsini armağan olarak ördüm diyebilirim. Örneğin kendime bir atkı, şal veya buluz başlıyorum. Arkadaşlarımdan biri görüyor ve beğeniyor ya! Artık onun oluyor o ördüğüm her neyse. Özellikle de oldukça zor ve sayı sayarak yapılanları tercih ediyorum. Hele geçen kış örgü örmek, mekanımda tüm gün yemekle ilgilendikten sonra, kafamı dağıtmak için çok iyi ikinci uğraş olmuştu bana. En sevdiğim üç örneğin fotoğrafını çekmeye çalıştım. İkisi atkı diğeri de şal örneği. Beğenirseniz, örneğini yazabilirim.
Birde Candan ablam var benim... Onun atkı ve bereleri nasıl harika şeyler görseniz. Evi yünlerle dolu. Benim tüm can dostlarım benim gibi uçuk ve kırıklar galiba. Candan ablam da sürekli örüyor. Ve doğuda dost bir köy bulmuş kendine, koli koli gönderip duruyor. Sadece örgü örmez ki. İngilizce ders verir, roman yazar (Gavurun Dölü ), seramik yapar, inanılmaz zevkli ev döşer, çok iyi misafir ağırlar, öyle bir hasta bakar ki hasta olasınız gelir.

Candan Abla' mın kitabı bu...Yenigün gazetesi yazarı Tufan Aksoy ne güzel bir seni anlatmış. Evinin anlatımı ancak bu kadar güzel olabilir. Gözümde canlanıverdi, harika, değişik ve çok zevkli evin.Taksitlerini ödeyebilirmiyim diye düşündüğün evin, bak senin oluverdi. Akşam gazetesi yazarı Burhan Ayer'de ne güzel anlatmış romanını. Candan Ablam, ne zaman tatsız bir şey yaşasam seni düşünüyorum. Seninle Bostanlı karakolunda tanışmamız, yakınlaşmamız, oğluşuma ders verişin, onu Amerika' ya götürüşün, oğluşuma ders verirken sende uyuyakalışım. İkramların...Ne kadar dayanıklı, savaşçı, iyi, tatlı huysuz bir kadınsın sen. İyi ki varsın, seni tanıyıp da yaşamdan vazgeçmek ne mümkün. seni seviyorum.

13 Ekim 2010 Çarşamba

Gümüş Takılarım, Sardunyalarım Ve Kedilerim



 
 
 
                                
Bu sabah İzmir' den Sevgili Zerrin'den e-posta aldım. Kapattığım işyerimin sardunya'larıyla ilgili öyle güzel şeyler yazmış ki. Benim olmadığım zaman içinde, önünden geçerken su getirip sulamak istediğini anlatmış. Beni tanıyanlar sardunyalarıma ne kadar düşkün olduğumu bilirler. Her gün saatlerce uğraşırdım onlarla. Kuru yaprak ve kuru çiçekleri olunca, yenilerinin açmayacağını bilirdim. Elimde bir torba, kuruları toplar, budanacak yerlerinden kırıp, boş yerlere ekip çoğaltırdım sürekli .
Ya beslediğim kediler, japon dediğimiz kuyruğu kesik olan ne yapıyor acaba. Evren, sanki her şeyi önceden düzenliyor. Yıllarca kedi baktığımı herkes bilir. Müşterilerimiz bile alışmıştı hepsine. On beş tane kedi besliyorduk arka bahçemizde. Karşımızdaki apartmana yeni taşınan bir aile çok şikayet ettiği için vazgeçmiştim kedilerimden kısa bir süre önce.
Önce uzak bir yere götürüp bırakalım diye düşündük eşimle, kıyamadık sonra. Yemek vermemeye başladık kahrolarak. Kıyamam güzellerime üç gün sonra kendiliğinden terk ettiler bizi. İnsanlardan daha anlayışlı çıktılar. Şimdi düşünüyorum da, ne zararları vardı ki...Sabah ve akşam gelirler, mamalarını yedikten sonra dağılırlardı. Bir aile herkesin düzenini ve yaşamını değiştirebiliyor. Bırakın aileyi bir kişi bile aynı şeyi yapabiliyor. Bize yaptıkları gibi... durduk yerde mekanımdan, şehrimden oldum.
Ya osman kedim yaşasaydı ne yapardım. Önce onu kaybettim, sonra şikayetle diğer kedilerimiz dağıldı. Evren sıraya soktu sanki...Daha çok üzülürdüm o zaman.
Su kaplumbağalarımı bile veterinere bıraktık bakması için.
Sardunyalarıma çok ağladım zaman zaman. Sanki ağlayacak başka şey yok gibi...
Ama bu kadar metanetli, sabırlı, tevekkel olduğumu ben bile bilmiyormuşum. Her şer de bir hayır var derdim hep. Anneannemden ve annemden hep öyle duydum çünkü.
Şimdi de tüm gönlümle aynı şeyi söylüyorum. başka hiç bir kuvvet beni işimden ve şehrimden ayıramazdı. İşten başka hayat olduğunu ve ondan keyif alınabileceğini öğrendim çünkü. Evrene hep teşekkür ediyorum, kötü olan her şeyi iyiye çevirebilme özelliğini verdiği için.
Nerden nerelere geldim yine, Zerrin'den sonra ne yaptım biliyormusunuz. Aylardır ellemediğim ve takmadığım meşhur gümüşlerimi düzenledim ve resimledim. Sakın görgüsüzlük olarak algılamayın, gümüş sevenler beni anlayabilirler. Bazı gümüşlerimi, bu gün arasam asla bulamayacağımı biliyorum. Kırk yıldır gümüşten başka bir takı kullanmadım çünkü...Umarım sizde beğenirsiniz. Bu yazının fotoğraflarını bugün yeniledim. Çünkü ilk çektiklerim oldukça kötüydüler. Şimdi daha iyi olduklarını düşünüyorum.
 
 
 
 
 
 
 
 

 
 
 
 
 
 
 
 

                               


Twitter Delicious Facebook Digg Stumbleupon Favorites More